
“…. Bir halk göç ettiğinde yalnız evini değil, mutfak kokusunu, atasözünü, tohumunu da taşır. Bir başka toprakta yeniden yeşerdiğinde, o tat artık aynı tat değildir –yeni iklimin aksanını taşır. Tenceredeki suyun kaynama süresi bile değişir, ekmeğin kabarması farklı bir sabra dönüşür. İşte bu yüzden iklimin değişimi, sadece coğrafyanın değil, kültürün kimyasını da dönüştürür.
Göç eden bulutların ardında sessizce taşınan bir miras vardır: İnsanın tadı, doğanın diliyle yeniden yazılır.”
Sn. Prof. Dr. Oğuz ÖZYARAL’ın paylaşımından ilhamla;
İnsan denen mucizevi varlık aslında bir tohum gibi... Bu tohumdan elde edeceğimiz verim, onu nereye diktiğimiz, nasıl beslediğimiz ve ihtiyaçlarını karşıladığımızla direk ilintilidir.
"Değişim, bilinçaltı düzeyde gerçekleşir ve bazen sadece küçük bir tohum ekmek yeterlidir." — Milton Erickson
İnsanın doğuştan var olan potansiyelini keşfetmesi ve dönüşüm, değişim için harekete geçmesini; kurumuş çölleri gözün alabildiği yeşilliklere dönüştürmeye benzetirim hep. İnsanın aklı ve düşünce gücünü kullanarak, kendi varlığını anlamlandırması ve geleceğe iz bırakması, içinde bulunduğu doğayla bütünleşmesi ile daha da kuvvetlenir ve yaşamla bir bütün olur. Dalgaların ritmi, rüzgarla dans eden suyun melodisi ve derinliklerinde sakladığı gizemlerle okyanus, hem huzur verir hem de hayranlık uyandırır. Yüzeyinde göz alıcı bir sakinlik görülebilir, ancak derinliklerinde hala keşfedilmeyi bekleyen sırlarla doludur. İnsan ve okyanus arasında bu anlamda çok fazla benzerlikler var.
Her şey insanlarla ilgilidir. Her şey, organizasyonun hedeflerine inanan ve ortak hedefleri gerçekleştirmek için birlikte hareket eden, enerjik ve yetkin çalışanlar yetiştirmekle başlar. İnsan kaynakları alanında dünyaca ünlü düşünce lideri Dave Ulrich’in “İşinde anlam bulan çalışanlar daha yetkin, bağlı ve katkı sağlarlar.” cümlesinde altını çizdiği gibi, “Gerekli olanı yapmak için doğru beceri ve yetkinliklere sahip, doğru çalışanları ekibe dahil etmek, onları motive etmek, desteklemek, becerilerini ve yeteneklerini geliştirmek aidiyeti artırmak için önemlidir.”.
Organizasyonlar hem doğru toprağa ekilmiş tohumlarla hem de derinliği olan insanla büyür. Çünkü gerçek gelişim; potansiyelin yeşerdiği, derinliğin korunduğu ve insanın bütün olarak ele alındığı yerlerde kalıcı olur.
Koçluk, günümüzün belirsiz ve karmaşık ortamlarında özellikle önemli olan, kişisel ve mesleki potansiyeli en üst düzeye çıkarmak için ilham veren, düşünmeye teşvik eden yaratıcı bir süreçte müşteri ile karşılıklı ortaklık ilişkisi olarak tanımlanmaktadır.
Koçluk dünyasında anonim olarak çok fazla kullanılan “En iyi koç, en çok kendine koçluk yapan koçtur.” sözünden hareketle, iş hayatımızdaki en önemli yatırım, kendimize yaptığımız yatırımdır. Bu sebeple koçluk gibi değerli bir aracı öncelikle kendi üzerimizde uygulamak, olaylara koçluk bakış açısıyla bakmamızı ve koçluk bakış açısını bir iletişim dili olarak benimsememizi sağlayacak ve aynı zamanda bizdeki değişimi çevremize, ekiplerimize ve liderlerimize yansıtarak, ilham olmamızı sağlayacaktır.
Koçluğa yatırım yaparak kendimizi bir yazılım mühendisi gibi sürekli güncellediğimizi görür, duygusal zekamızı yükselterek stresle başa çıkma becerimizi artırır ve her engeli bir büyüme fırsatına dönüştürerek potansiyelimizi geliştirebiliriz. Bununla birlikte koçluk, bir problem çözme tekniği olmanın ötesinde, bizi kariyerimizin pilot koltuğuna oturtan bir yaşam biçimidir. Bu, bizi sadece olaylara tepki veren bir profesyonel değil, geleceğini proaktif bir şekilde şekillendiren bir lidere dönüştürür.
Organizasyonlarda ise koçluğun kişinin potansiyelini ortaya koymakta büyük etkisi olduğu tartışılmaz. Çalışanların hedeflerine ve gelişim alanlarına yönelik yapılacak koçluk programları, onların potansiyellerini fark etmelerini sağlayarak bireysel gelişim için aksiyon almalarına ve dolayısıyla da kuruma faydalı olmalarını sağlayacak liderlik becerilerini geliştirirken ve potansiyellerini ortaya çıkarırken, iş ve özel yaşam ile ilgili görüşlerini önemli ölçüde geliştirmelerine de yardımcı olacaktır.
Liderler ise çalışanlara ilham olup, rol model olurken, her eyleme bir amaç ve zorluk katmalı, çalışanları en iyisini yapmaları için güçlendirmeli ve koçluk yapmalıdır. Koçluk yapan liderler sayesinde inisiyatif alabilen, üretebilen, değer katabilen çok daha etkin bireyler ve organizasyonlar oluşur. Aidiyet ve sorumluluk bilincini teşvik etmek için, işin tasarımını ve kontrolü mümkün olduğunca çalışanların kendilerine bırakılmalı, bunu yaparken çalışanlara sağlanacak koçluk ve mentorluk desteği ile beklentinin ötesine geçen, sinerjik bir etki yaratılmalıdır. Bu, kurum kültürünün güçlenmesine ve sürdürülebilir kılınmasına etki eden en önemli faktörlerin başında gelmektedir.
Bireyselleştirilmiş gelişime odaklanan koçluk çalışmaları, liderlere şu konularda yardımcı olur:
• Duygusal zeka, dayanıklılık ve uyum yeteneği geliştirmek
• Proaktif ve sistematik düşünmek
• Öz farkındalığı artırmak ve bilinçli kararlar almak
• Ekipleri güçlendirmek ve geliştirmek
• Geleneksel eğitim veya atölye çalışmalarından daha etkili bir şekilde uzun vadeli davranış değişikliği sağlamak
Koçluk, gelecek için potansiyel liderleri yetiştirmek için çok güçlü bir araçtır. Organizasyonlarda bayrağı devir alacak duygusal dayanıklılığı ve potansiyelini ortaya koyan liderler, ancak bu yetkinlikleri güçlü, gelişime ve yaratıcılığa önem veren, çeşitliliği gözeten ve destekleyen liderler sayesinde yetişir.
İş dünyası son yıllarda belki de hiç olmadığı kadar hızlı, keskin ve öngörülemez bir dönüşümden geçiyor. Ekonomik dalgalanmalar, jeopolitik belirsizlikler, teknolojik sıçramalar ve yapay zekâ destekli dijitalleşmenin hızlanması, iş yapış biçimlerimizi kökten değiştiriyor.
Bu durum, fırsatlarla birlikte riskleri de beraberinde getiriyor. Kurumların rekabet avantajını koruyabilmeleri için yalnızca bugünün sorunlarına değil, aynı zamanda geleceğin belirsizliklerine karşı da hazırlıklı olmaları gerekiyor.
Bu noktada en kritik ihtiyaç, dayanıklılık ile sürdürülebilir büyüme arasında sağlam bir denge kurabilmektir. Bu dengeyi kurarken fark yaratan tek değer ise çalışan potansiyelinin yarattığı fark olduğu için, koçluk, var olan insan potansiyelinin değerini, sinerjisini artırmak adına kurumların geleceğine pozitif etki edecek en değerli yatırımlardan biri olarak katkı sağlamaya devam edecektir.
Sn. Prof. Dr. Oğuz ÖZYARAL (MBA, Mikrobiyolog, Koruyucu Sağlık Uzmanı, Yazar)’ın kaleme aldığı ve yazıma ilham olan “İklimin Göçü” başlıklı makalesinin tamamına İnsanın Ayak İzi, Gezegenin Yarığı - ekoIQ bağlantısından ulaşabilirsiniz.
Ayşe Özdemir - Kalite Kıdemli Müdürü